Unilever
15 Unilever çalışanı 122 soru cevapladı.

Şirket Anlatımları

Human Resources Director
İnsan kaynaklarını Unilever’de aslında üç ayrı grup olarak düşünebiliriz. Bir tanesi Expertise dediğimiz grup, tüm insan kaynakları süreçlerinin global yönetmeliklerinden sorumlu. Yani işe alım, eğitim, gelişim, performans yönetimi gibi süreçleri biz global olarak her ülkede aynı şekilde uyguluyoruz ve bunların geliştirilmesinden sorumlu global bir ekip var. Ben o ekibe bağlı olarak çalışıyorum ve görevim oraya buradan doğru bilgiyi aktarmak ihtiyaç duyulan sistemlerin geliştirilmesi için, oradan gelen sistemleri de burada uygulamak. Tüm bölgede de bana bağlı olan çalışanlarla birlikte aslında bu işi yapmaya çalışıyoruz. Benim tarafımdaki expertise diye baktığınızda işe alımdan başlayıp tüm performans süreci, eğitim dahil olmak üzere, tamamını yönetmeye çalışıyoruz. Bir diğer expertise ekibimiz yani uzman ekibimiz ücretlendirme. Onlar ücretlendirme ve yan haklardan sorumlular. Yine aynı mantıkla onlar da globale raporluyorlar, global bir patronumuz var diyelim. HR Business Partner dediğimiz insan kaynaklarındaki diğer birim de businesslarla birlikte çalışıyor, yani iş birimleriyle birlikte çalışıp o iş birimlerinde tüm bu geliştirilmiş olan süreçlerin en doğru şekilde uygulanması, oradaki gelişim ihtiyaçlarının belirlenmesi, o gelişim ihtiyaçları doğrultusunda bizim elimizdeki tüm süreçlerin oraya uygulanması ve aslında o işin geleceğiyle ilgili stratejik HR desteği vermekten sorumlu. Bir de Service Delivery dediğimiz grubumuz var ki o arkadaşlarımız da tüm insan kaynakları süreçlerinin operasyonel işlerini yapıyorlar. Yani sosyal sigortalar tarafında yapılması gerekenler, işe alım sürecindeki kontroller, formların okunması veya eğitim dersindeki formlar gibi tüm operasyon işlerini onlar hallediyorlar.
Human Resources Director
Unilever’in sustainability anlayışı bizim 2020’ye kadar kendi işimizi büyütürken aynı zamanda çevreye verdiğimiz etkiyi de yarı yarıya düşürmek hedefiyle ortaya çıkmış bir stratejimiz ve buna canı gönülden inanıp, bağlı bir şekilde çalışıyoruz. Bunun üç bacağı var: bir sağlık ve esenlik; bir çevreye verdiğimiz zarar, birebir tarım ve aldığımız hammaddeyle alakalı bölümü; bir de yaşam koşullarını iyileştirmek diye bir bacağı var. Bu üç bacakta çeşitli aktivitelerimiz var: su havzalarının korunması, daha düşük derecelerde çamaşırların yıkanması, daha düşük derecede kirleri çıkartabilecek deterjanların piyasada bulunmasını sağlamak gibi. Sağlık ve esenlik içinde hijyen kampanyalarımız, çocuklara daha iyi hijyenik olmayı ve aslında bu tür alışkanlıkları edinmelerini sağlayacak programlarımız var. Hammaddelerimizin alınmasıyla alakalı birtakım çalışmalarımız var, tüm hammaddelerimizi sürdürülebilir tarım kanalıyla almak istiyoruz belli bir dönem sonra. Aynı dönemde Lipton’a yaptığımız Rize’deki, daha doğrusu Karadeniz Havzası’ndaki çay tarımının iyileştirilmesi, oradaki çiftçilerin eğitilmesi, oradaki çayın daha uzun yıllar mahsul verebilmesini sağlayacak birtakım programlarımız var. Bu yine çevereye verdiğimiz zararla alakalı, çevreye verdiğimiz zararı minimize etmekle alakalı. Bir de yaşam koşullarını iyileştirmek var. Daha çok birlikte daha farklı toplumda neler yapabiliriz, ki bizim birlikte çalıştığımız ve aslında buraya aldığımız tüm çalışanlarımız bu toplumdan geliyor. Bizim bu topluma geri verebileceğimiz neler olabilir, biz burada neler yapabiliriz gibi üç bacağı olan bir strateji. Benim için çok anlamlı çünkü gerçekten sadece bir şirkette çalışmıyorum aynı zamanda topluma bir şeyleri geri verebiliyorum, bu dünyaya bir şeyleri geri verebiliyorum. Unilever global bir şirket ve tüm şirketlerinde bu uygulanıyor. Burada Karadeniz Havzası’ndaki çay olabilir başka bir yerde başka bir şeyle ilgili olabilir. Hindistan’da veya Afrika’da temiz su bulunamıyor mesela bununla ilgili çalışmalar yapılıyor. Her bölgenin kendi ihtiyaçları doğrultusunda, o bölgeye geri biz neyi verebiliriz diye baktığımız bir stratejiden bahsediyoruz ve bu gerçekten benim için burada çalışma sebeplerimden bir tanesi diyebileceğim bir şey.
Human Resources Director
Unilever’de HR’a girdiğiniz zaman HR’dan devam etmek zorunda değilsiniz. HR’dan pazarlamaya da geçilebilir, satıştan HR’a gelinebilir. Biz departmanlar arası geçişleri durduran veya yasaklayan bir şirketten ziyade, bunları her zaman için bir fırsat olarak sunup, çalışma arkadaşlarımızın dönem içinde ihtiyaçları, istekleri, hedefleri değişirse eğer departmanlar arası geçişlere de imkan veriyoruz.
Human Resources Director
En son dönemde yaptığımız şeylerden birtanesi esnek çalışma saatlerine geçtik ama bu esnek çalışma saatleri biraz daha bildiğimiz esnek çalışmadan farklı. Sadece zaman sınırı olmaksızın ne zaman istersek, ne zaman ve nerede çalıştığımızdan bağımsız, performansın ölçümlendiği bir sürecimiz var. Ben patronumla anlaştıktan sonra bugün itibariyle ben dışardan çalışacağım bir kafede çalışmak istiyorum daha rahat edeceğim dediğimde kimse bana niye işe gelmedin, niye kart basmadın diye sormuyor. Önemli olan bana verilmiş olan işi doğru, zamanında ve yerinde bir şekilde ortaya çıkarıp çıkarmadığım ve benim performansım. Ona ne kadar zamanı nerede nasıl geçirdiğime kimse çok burada bulunulması gereken işler değilse karışmıyor ve bu çok büyük bir rahatlık. Özellikle belli saatte belli bir yerde olmak isteyen arkadaşlar için ya da çocuğu olanlar için vs. için bu çok büyük bir rahatlık. Sabahtan çocuğunuzu okula bırakıp, işe saat 10da da gelebilirsiniz. Tabi toplantı varsa ona göre ayarlanıyor, herkes o sorumluluğunun bilincinde zaten. O yüzden de çalışanı kontrol ettiğimiz değil, sorumluluğu ona verdiğimzi bir sisteme sahibiz.
Human Resources Director
Aslında hepimiz bir işi alıyoruz ve o sorumluluğu yerine getirmeye çalışıyoruz. Tabiki tüm departmanların kendine has dinamikleri var ve orada belki kişinin uygunluğu devreye giriyor olabilir ama özellikle şöyle olmalı böyle olmalı gibi benim bir tanımım yok. Unilever’in bir tanımı var, şirkete aldığı herkesi yönetici olarak varsaydığı için, temel yetkinlikler üzerinden gidiyor. Herhangibir birey pazarlamaya da girecek olsa, satışa da, tedarik zincirine de, aynı yetkinlik özelliklerine bakıyor. Büyüme tutkusu diye bir yetkinliğimiz var, onun bir takım özellikleri var. O özellikleri gösteren tüm arkadaşlarımız buraya herhangibir departmana gelip çalışabilirler.
Human Resources Director
15 yıldır buradayım, belki küçücük bir deneyim anlatmak yerinde olabilir: ben ilk bu şirkete geldiğimde yani Unilever’e girdiğimde oryantasyonum süresince bir müdürle konuşuyoruz, o bana işini anlatıyor, 14 senedir buradayım dedi. Ben de acaba 14 senedir bir şirkette çalışmak ne demek diye düşündüm. Çünkü üniversite hayatında da çalışmıştım, üniversiteden mezun olduktan sonra da çok kısa süreli iki tane iş deneyimim olmuştu. Ben iki senede iki tane iş değiştirmişim, üçüncüsündeyim, 14 senedir aynı işte olmak o günkü aklımla bana biraz allah allah olabilir mi diye hissettirmişti. 15. seneyi burada dolduruyorum, benim her senem diğerinden farklıydı. Sürekli olarak yeni projelerle yeni deneyimlerle yeni işlerle ben burada aslında 15 senede belki başka başka şirketlerde deneyebileceğim birçok deneyimi zaten edinebildim. Unilever’in bir güzelliği de, eğer bir fikriniz varsa, ben böyle bir şey görüyorum ve bunun gerçekten çok değer katacak bir şey olduğuna inanıyorum diyorsanız, o zaman hadi onu çalış bakalımı çok rahatlıkla duyarsınız. O yüzden de eğer onun fizibilitesi varsa, doğru dürüst çalışabilecek bir şeyse ve gerçekten faydalıysa da onu rahatlıkla yapabilirsin. Bunun gibi illa bana verilen işi değil, ben de kendim iş yaratabildiğim için 15 senedir buradayım. Dediğim gibi her gün başka bir dünya, hergün yeni bir dünyaya uyanıyoruz. Burası gerçekten aile gibi. Biz birbirimizle değil, birlikte işi daha iyi yapmak adına çalışıyoruz, beni en çok motive eden şeylerden bir tanesi de o.
Human Resources Director
Ben 2000 yılında Unilever’e geldim. Okuldan mezun olduktan sonra iki ayrı iş deneyimim olmuştu, ama Unilever her zaman hayalimdeki şirketti; burası global, local ve duyduklarım gördüklerimle gerçekten istediğim bir yerdi. İlk olarak 2000 yılında işe alım ve eğitimlerden sorumlu olarak işe girdim. Daha sonrasında çok kısa bir İngiltere deneyimim oldu. İngiltere’de bölgesel bir ofiste, bölgesel bir iş yaptım. Daha sonrasında Türkiye’ye döndüğümde ben insan kaynaklarının farklı alanlarını görmek istiyorum dedim ve beni ücretlendirme tarafına alır mısınız diye sordum, onlar da peki dediler. 6 sene kadar ücretlerden sorumlu olarak çalıştım. Sadece Türkiye için çalışmadım, aynı zamanda İran, İsrail, Romanya gibi ülkelerden de sorumlu olarak çalıştım, birden fazla ülkenin tüm ücret yönetim sistemiyle ilgilendim. Sonrasında process ve yönetmelikler çok keyifli ama işin gerçekten nasıl döndüğünü tekrardan görmek istiyorum, o yüzden de business partnerlık yapmak istiyorum diye talep ettim. Belli bir dönem sonra bu talebim yerine geldi ve hem satıştan hem pazarlamadan sorumlu İnsan Kaynakları Director’ı olarak atandım. 3 sene kadar da satış ve pazarlamaya insan kaynakları süreçleri anlamında destek oldum. Sonrasında şuandaki görevime geldim. Şuanda da NAMETRUB dediğimiz bölgede liderlik geliştirmeden sorumluyum. NAMETRUB da North Africa Middle East Turkey Ukraine Belarus ve Rusya. Yani bir okyanustan bir okyanusa diye tanımlıyorum ben, Akdeniz havzasını da içine aldığınız zaman bir taraftan başlayıp bir tarafta bitiriyorsunuz.
Global Account Director, Unilever Food Solutions
Unilever’de customer development kariyeri çok fırsatlarla dolu bir kariyer anlamına gelir çünkü işin hem sahada olan kısmı var, yani müşterilerimizle birlikte geliştirdiğimiz, hem de arkada bütün o planları, müşterilerimizle birlikte markalarımızı nasıl örtüştüreceğimizin vizyonunu çizdiğimiz mutfak ekipleri var. Dolayısıyla kabaca anlatmak gerekirse sahanın yanısıra arka tarafta pazarlama için çok ciddi bir ekip çalışıyor. Bu ekiplerin bir kısmına customer marketing diyoruz yani pazarlama ile müşteri geliştirme arasındaki bölümler olarak düşünebilirsiniz. Bu da şöyle bir güzellik sağlıyor tabi, pazara ulaşma stratejisinde bir satışçı sadece eski usül müşteriye gittim, çayını içerim tadında bir yetkinliğin çok ötesinde. Hatta ben artık buna bilim dalı demekten geri kalmıyorum. Ciddi bir analizle, ciddi bir teknolojiyi kullanarak, arka planda markaların planlarından gelen, müşteriye kadar inmiş çok detaylı sunumlarla donanımlı bir şekilde hayatını sürdürüyor. Hayat ekonomik anlamda da çok karmaşıklaştı, ulaştığınız pazarlar anlamında ve onların yolları anlamında da çok karmaşıklaştı. Artık eskisi gibi bir tüketici sadece gidip Unilever’in Omo’sunu bir marketin rafından almıyor. Nerelerden alıyor, çok değişik yerlerden alıyor ve biz buna omni-channel diyoruz. İnternetten alabiliyor, arkadaşından duyuyor, o ona tavsiye ediyor. Omni-channel diyince eskiden bir alışverişçinin düz çizgi halindeki yaşam çizelgesi şimdi bir balığınkine benzetiliyor, böyle karmakarışık oradan onu alıyor buradan bunu alıyor, o bilgiyle bunu birleştiriyor. E-commerce bambaşka bir yerlere gidiyor, her ne kadar içinde bulunduğumuz sektörde ülkemizde biraz daha yavaş olsa da. O yüzden de çok heyecanlı açıkçası, çok yenilikçi, hem trendleri takip edeceksiniz hem gerçekten hardcore dediğimiz yani işin ana satış becerilerine çok iyi hakim olacaksınız, müşterinizin ne istediğini çok iyi dinleyeceksiniz. Dinlemek de bu işin çok önemli bir parçası anlayacaksınız ve tabii ki iyi partnerlik ortaya koyacaksınız. Yine eski usül yani sadece satışçının satın almacıyı gördüğü ve sadece öyle bir ilişkiden, şimdi artık bir elmas modeli şeklinde çalıştığımız günlere geldik. Unilever’in finansçısıyla müşterilerimizin finansçısı görüşüyor, gerekiyorsa insan kaynakları ekipleri insan kaynakları ekipleriyle görüşüyor ama satışçı her zaman işin kalbinde ve orkestra şefi. Satışın yani customer developmentın haberi olmadan kuş uçmaz.
Global Account Director, Unilever Food Solutions
Unilever’de maceram 1999 yılında başladı, Boğaziçi Üniversitesi İşletme mezunuyum. Cumartesi akşamı balomuz olmuştu, pazartesi günü işe başladım ve yalvarmıştım bir hafta tatil yapayım diye, ama bir yandan da çok büyük bir gururdu. Çünkü o zaman da, hala, Türkiye’nin nin en çok tercih edilen şirketiydi. Finans bölümünde başladım, 4.5 sene finansta çalıştım. Arkasından tedarik zincirine geçtim, tedarik zincirinde Gıda Planlama Müdürü olarak çalıştım. Aynı zamanda Unilever’in ilk talep planlama departmanını kurdum. Bir işletmeci olarak o dönemler harıl harıl endüstri mühendisliği kitapları çalıştığımı hatırlıyorum. Ayrıca işime ek olarak Sales & Operations Planning dediğimiz satış ve planlama projesinin başkanlığını yaptım. Bu proje bana satışın dünyasını açtı. O zamanlar her zaman olduğu gibi Unilever bir değişimin eşiğindeydi ve şimdiki yapımızın alt yapıları kuruluyordu. “Go to market” yani pazara ulaşma dediğimiz yapıyı kuruyorduk. Pazarlama ikiye bölündü: “brand development” yani marka geliştirme ve “brand building” markayı büyütme ekipleri olarak. Satış da ciddi anlamda yeniden organize oldu ve ben satışa geçtim. Dolayısıyla bütün bu hikayede 15 senelik bir Unilever var, son 7-8 senesini satışta geçirdim. Satışta daha önce hiç satış yapmamış biri olarak bir çok arkadaşımın ‘dizlerin titremiyor mu Neslihan?’ sorularına rağmen Carrefour & Tesco’dan sorumlu yönetici olarak başladım. Sonra hayatımın en güzel lansmanı olan oğlumu doğurdum, Ömer, şimdi 5 yaşında. 60 küsür yıldır Unilever Türkiye’de bir kadın satış direktörü yoktu o zamana kadar. Doğum sonrası bir terfi alarak Unilever’in ilk kadın satış direktörü olarak başladım. 4 sene modern ticaret tarafında çalıştım. Modern ticaretin yanı sıra bizim satışta operasyonlar dediğimiz ve işin mutfağından sorumlu bir ekip daha var, ondan da sorumluydum. Şuan ise çok yeni olarak Eylül ayı itibariyle şimdiki işime geçtim. Global Account Director, Unilever Food Solutions olarak geçiyor.