Unilever
15 Unilever çalışanı 122 soru cevapladı.

Şirket Anlatımları > Yönetim

Customer Development Vice President
Unilever insanlarına ve yöneticilerine, çalışanlarına farklı coğrafyalar ve farklı alanlarda çalışma fırsatını sunuyor. Farklı coğrafyalar anlamında ben örneğin Avrupa’da merkezi operasyonlarda görev yaptım. Dolayısıyla bütün Avrupa ülkelerinin tedarik zincirlerini veya lojistik ve planlama taraflarını yönettiğim bir pozisyon söz konusu oldu. Avrupa’nın tamamını tanımak gibi bir şans söz konusuydu. İnsan Kaynakları yaptığım dönemde benzer şekilde Türkiye’nin yanı sıra İran ve Orta Asya’yı yönetmek durumundaydım. Şuanki görevime baktığınız zaman da Türkiye’nin yanı sıra dünya satış boardında temsilciğini yaptım ve stratejik anlamındaki yönetiminden sorumlu olduğum NAMETRUB dediğimiz bir bölge var ki, aslında NAMETRUB baktığınız zaman Rusya, Belarus, Orta Asya, İran, İsrail, Arap Yarımadası ve Kuzey Afrika’yı kaplayan büyük bir coğrafya. Dolayısıyla bu Unilever’de çalışan insanlar için büyük bir şans diye düşünüyorum. Çünkü netice itibariyle baktığınız zaman farklı farklı fonksiyon ve kategorilerin yanı sıra çok büyük coğrafyaların içerisinde bulunabilme şansları elde ediyorsunuz. Bir dönem Afrika’yı kapsayan boardın ve yönetim ekibinin içerisinde oldum. Bir dönem Türkiye’nin içerisinde olduğu Asya’dan bu tarafa Afrika’yı kapsayan bölgenin yönetim grubunun içerisinde oldum. Dolayısıyla şunu söylemek mümkün diye düşünüyorum: Kuzey Amerika hariç Dünya’nın her tarafına bir şekilde yönetim anlamında bulaşma şansını elde ettim, bu da Unilever’in sağladığı en büyük şanslardan birisi.
Customer Development Vice President
Unilever’de beni motive eden 2 tane ana başlıktan bahsedebilirim. Birisi kişisel, ikincisi de yine kişisel ama kariyer tarafında. Kariyer tarafında aslında deminden beri anlattığım şeyler var: birçok farklı kategori, bir çok farklı fonksiyon, birçok farklı coğrafya var. Benim Unilever’de edindiğim tecrübeyi edinebilmem için sanırım 13-14 farklı şirkette çalışmam gerekiyordu, spesifik tek bir kategoriyi tek bir işi yapan şirketlerde olsaydım eğer. Bu fevkalade motive edici bir şey, tek bir şirketin içinde bunları yapabilme şansınız var. İkincisi sunduğu öğrenme imkanları, kişisel gelişim bu tip işlerde çok önemli. Özellikle bundan sonra yaşın uzadığı bir dünyada aslında insanların ikinci üçüncü kariyerlere doğru gitmesi konuşulan bir ortamda öğrenmek önemli, size bu öğrenme fırsatlarını sunan bir şirketiniz olması lazım, sizi geliştiren bir şirketinizin olması lazım. Unilever için de çalışanların gelişimi fevkalade önemli. Sizin burada kendinizi geliştirebilmeniz için hatalar yapmanızı kabul edebilen fonksiyonlar da sunabiliyor ayrıca teorik geliştirme anlamında sizin üzerinizde oldukça yüklü bir yatırım yapıyor. Dünya’daki birçok yeni uygulamayı burada ilk siz görüyorsunuz veya Dünya’ya birçok yeni uygulamayı sizin çıkartmanıza da fırsat sağlıyor. Bu ayrıma dikkat etmekte fayda var, Dünya’daki birçok şeyi alıp öğreniyor olabilirsiniz ama bir şirket size Dünya’ya da en iyi örnekleri çıkartabilme konusunda fırsat veriyorsa aslında sizin hata yaparak da olsa bir şeyler ortaya çıkarmanızı destekliyor demektir. Bu da kişinin en büyük gelişim araçlarından biridir. Netice itibariyle baktığımız zaman ben hala her gün yeni bir şeyler öğrenmeye devam ettiğim bir şirketteyim 28 sene sonra bile, bu bir şirketin bir şeyleri şekilendirdiğini gösteriyor ben de o şekillendirmenin içerisinde yer almaktan çok heyecan duyuyorum. O yüzden Unilever için hep şunu söylüyorum: mezun vermeyen bir okul, mezun vermek istemeyen bir okul. Unilever öğrenmeyi seven ve sürekli olarak bir şeylerin peşinde koşan insanlara göre diye düşünüyorum. Kişisel olarak da şöyle bir motive edici tarafı var: insanlara ne sunuyoruz diye baktığım zaman onlara iyi beslenmeleri için iyi ürünler sunuyoruz, insanlara kendilerini iyi hissetmeleri için kişisel bakım ürünleri sunuyoruz, insanlara hijyenik bir ortamda yaşayabilmeleri için hizmetler sunuyoruz. Böyle baktığımız zaman ben iyi bir şeyler satıyorum diye düşünüyorum, olumlu bir iş yapıyorum. Bunun yanında bu işleri yaparken söylediğim her şeyin tamamen arkasında olan bir şirkette çalışıyorum. Bu ürün bunu yapar dediğim zaman ben biliyorum ki o iddiayı oraya yazabilmek için bu şirket birçok üniversiteyle çalışmıştır, araştırmalar yapmıştır ondan sonra onu oraya koymuştur. Çıkıp tüketicime bu ürün budur dediğim zaman biliyorum ki arkasında doğru bir yapı var, çok ciddi bir emek var. Sözümün arkasında durduğum, doğru şeyleri yaptığım bir işten bahsediyorum, bu da benim için önemli. Bir diğer nokta da 150 ülke 2 milyarın üzerinde insan dediğiniz zaman o kadar çok insana dokunuyoruz ki… Türkiye bazında oturup hesapladığınız zaman şuanda 7500’ün üzerinde sadece Müşteri Geliştirme tarafıyla ilintili çalışan ekibim var. Bunların aileleri, Unilever’in üretim tesisleri, Unilever’in üretim tesislerine hizmet sağlayan gruplar diye baktığınız zaman milyonlarca insan aslında bir şekilde evlerine ekmek götürebilmeleri konusunda bir ağ oluşturuyor. Bir çok insanın hayatına bu anlamda dokunuyorum. O yüzden oturduğum koltukta da hep aynı şeyi düşünüyorum: bu ağın sorumluluğu var bende sadece kişisel kariyerimin sorumluluğu değil. Böyle baktığınız zaman yaptığınız işte bir anlam olduğunu hissediyorsunuz.
Home and Personal Care Vice President
Unilever’deki kariyer olanakları aslında oldukça çeşitli. Mesela benim kendi başıma gelenlerden yola çıkarsam tedarik zincirinde başladım, pazarlamaya geçtim, daha önce hiç çalışmadığım ve bilmediğim bir işte yurtdışına gittim profesyonel gıda pazarlaması için, bildiğim bir işe tek dönüşüm Algida’yla oldu, akabinde Singapur’a global boardla çalışmak için gittim, daha sonra da hiç çalışmadığım bir işi tekrardan ele almak üzere de ev ve kişisel bakıma döndüm. Klasik İnsan Kaynakları bakış açısıyla ele aldığınız zaman bir kariyerin içerisinde tutarlılık olmalı, devamlılık olmalı, bir tecrübenin diğerini beslemesi lazım gibi şeylerin hiçbiri bende tutmuyor. O açıdan baktığınızda da kariyer planlaması belki çok da muhafazakar bir biçimde ele alınmaması gereken bir şey. Bu iş zenginliğini en iyi sunan şirketlerden birisi Unilever. Unilever’de kariyerinize başladığınızda Finansta başlayabilirsiniz, bugün bizim Pazarlama departmanında Finanstan gelmiş arkadaşlar var. Şirket de aslında bu zenginliklerden ve farklılıklardan değer yaratmaya çalışıyor. Sadece stereotype şu insanlar şu birimde çalışsın gibi siyah beyaz bir yaklaşımdan uzak durmaya çalışıyoruz ki farklı tecrübelerin ortaya koyabilecekleri zenginlikten de yararlanabilelim. O açıdan baktığınızda hem Türkiye içerisinde hem Türkiye dışarısında Unilever hem bir okul hem de bence çok profesyonel bir kariyer zenginliği sunuyor.
Home and Personal Care Vice President
Yakın dönemde eğer medyada gördüyseniz Omo’yla biz çocukların gelişimine yönelik ciddi bir çaba içerisindeyiz. Aktif Yaşam Derneği’yle birlikte fütüristleri yanımıza alarak çocukların gelişimiyle ilgili ebeveynlere yardımcı olabilecek bir bilgi seti ve hatta bir bakış açısı geliştirmeye çalışıyoruz. Öte yandan geçen hafta ben bir günümü UNMUN’da geçirdim, onlarla da Türkiye’de kadın hayatına pozitif sosyal fayda ne sağlayabiliriz üzerine ciddi bir proje çalışmamız var. Çünkü baktığınızda ev bakımı olsun kişisel bakım olsun kadınların hayatının aslında çok içinde olan bir iş yapıyoruz. Dolayısıyla bu şekilde baktığınızda bir yandan çocukların geleceğiyle ilgili çalışmak, bir yandan kadınlar vasıtasıyla Türk toplumuna pozitif fayda nasıl sağlayabiliriz diye bir konu üzerinde ciddi mesai harcıyor olmak bana kendimi sadece şampuan ve deterjan satan bir işte çaılışıyormuş gibi hissettirmiyor. Sadece şampuan ve deterjan satmanın çok ötesine geçiyor. Bunla beraber kendimizi bir miktar topluma fayda getirmeye uğraşan aktivist pazarlamacılar olarak görüyoruz. Heyecan verici kısmı, beni de 17 senedir Unilever’de ofise gelirken heyecanlı kılan şeyler aslında bu tip şeyler. Yoksa konu sadece bu ay ne kadar satış yaptık, Pazar payı kaç çıktı gibi ay sonunda çetele hesabı yapan bir ortam ve bunun beraberinde getirdiği bir iş yaşantısı olsaydı ne ben ne de benim gibi işini yaşayarak yapan insanlar bugün burada olmazdı.
Home and Personal Care Vice President
Hem her yıl tüketici tercihini kazandığınızdan emin olmak adına tutarlı bir büyüme performansı ortaya koyacaksınız, hem pazarın ve rakiplerin ötesinde bir büyüme olacak ki hem de karlılığınızı yönetebileceksiniz ki geleceği fonlayabilesiniz. Ama sanıyorum en önemlisi hem gelecek kuşaklardan hem de dünyanın geleceğinden borç almayan bir büyüme modeli içerisinde bütün bunları yapacaksınız. Çünkü bence artık dünyanın gelecekten daha fazla borç alabilecek bir hali kalmadı. O açıdan da baktığınızda bütün bu dört boyutlu birlik sadece ticari bir çerçeve değil aynı zamanda sosyal sorumluluktur. Çevreye, içinde yaşadığı toplumlara duyarlı ve pozitif katkı sağlamaya çalışan aktivist bir işletme modeli, beni de hala heyecanlı bir şekilde hala bu modelin içerisinde tutan şeylerden bir tanesi bu.
Home and Personal Care Vice President
Dört tane büyüme denklemimiz var, “4 dimesions of growth”. Bunun içinde tutarlı büyüme var, yani her sene büyümek. Bizim gibi halka açık ve uluslararası şirketlerin ilk olarak başarmak istedikleri şey her sene şartlar ne olursa olsun tutarlı bir büyüme performansı ortaya koymak. Bu sene şartlar kötüydü büyüyemedik gelecek sene inşallah büyürüz gibi bir bakış açısı yok. İkinci büyüme kısmı karlı büyüme, bunu yaparken de ortaya bir karlılık koymak lazım ki o karlılıkla beraber markaları daha iyi destekleyebilecek bir finansman kaynağı ortaya çıksın. Üçüncüsü rekabetçi büyüme, yani pazarın ve rakiplerin ötesinde büyümek. Pazar payı kazanmak ki tüketici tercihinin bizim markalarımızdan yana olduğunu sağlayacak işler üzerinde çalışmak tabiki ön plana çıkıyor. Biz de bunu her sene işimizin çoğunluğunda, mümkünse %60’ından fazlasında pazar payı kazanarak yapmaya çalışıyoruz. Son olarak günümüzle ilgili belki en önemlilerinden bir tanesi, sorumlu büyüme. Unilever’in son zamanlarda ortaya koyduğu sürdürülebilir yaşam planı çerçevesi, yani gelecekten daha fazla borç almadan doğal kaynakları ve aynı zamanda dünyamızın bize sunabildiği birtakım fırsatları sorumlu bir şekilde değerlendiren bir büyüme modeli. Bunun 3 tane büyük alt hedefi var: tarımsal girdilerin tamamının sürdürülebilir kaynaklardan elde edilebilir çerçevede gerçekleştirilebiliyor olması, insanların hayat kalitesine katkıda bulunuyor olması ve bizim ürünlerimizin de çevre faktörünü günden güne azaltacak işlerde çalışıyor olmak. Mesela bir örnek vermek gerekirse Türkiye için su çok büyük bir problem. Geçen yıl biz Omo’yu ve bakanlığı da yanımıza alarak bir çalışma yaptık ve Türkiye’nin su haritasını çıkardık. Bununla beraber su havzalarının gelecek projelendirilmesinin nasıl olması gerektiğine yönelik bakanlığa bir veri sunduk ve bu duruma bir katkıda bulunmaya çalışıyoruz. Öte yandan toz deterjanlardan likit deterjanlara dönmeyi Türkiye’de oluşturmaya çalışıyoruz. Çünkü çok daha su tüketimi açısından tutarlı ve tasarruflu bir tüketim sunuyor. Bunu da yaptığınızda aslında şunu görüyorsunuz ki artık iş modeli olarak sadece belli projelerde değil ama bu ajandaya pozitif katkı vermeyen bir fikri ne kadar cazip olsa bile projelendirmiyoruz. Dolayısıyla çevreye ve içinde yaşadığımız dünyaya aynı zamanda pozitif katkı sağlayan bir iş modeli sağlamaya çalışıyoruz ki sorumlu büyümeden kast ettiğim şey de bu.
Laundry Regional Category Vice President
Sorumlu olduğu markaların ve sorumlu olduğu ülkelerin stratejilerini oluşturmakla başlar işine. Şuanda benim sorumluluğumda deterjan kategorisi var, yaklaşık 6 tane marka ve 30’dan fazla da ülkeden sorumluyum. Bütün bu ülkelerle markaların strateji kombinasyonuyla iş başlıyor. Hangi ülkede hangi marka olacak, hangi ülkelerde hangi inovasyonlar olacak, bunların zamanlamaları neler, yeni fırsatlar neler gibi sorularla işin strateji tarafı var. Onu tamamladıktan sonra da global ekiplerle beraber işin inovasyon tarafına dönüyor, kararlaştırdığımız inovasyonları ülkelerde land etmeye başlıyoruz.
Laundry Regional Category Vice President
Pazarlamaya ilk geçtiğim zamanki görevim inovasyondan sorumlu planlama müdürüydü. Deterjan depertmanında olan bütün inovasyonların project managementları, planlamaları, zamanlamalarıyla ilgileniyordum. Benim için mühendislikten pazarlamaya geçmek çok güzel bir geçiş dönemi oldu. Daha sonra Omo’da Assistant Brand Manager olarak başladım. Tam kriz zamanındaydı, Omo’nun da hem rekabet anlamında hem de piyasa koşulları anlamında zorlandığı bir dönemdeydi. Bir anlamda da benim için şans oldu açıkçası çünkü tam bir çıkış yolu aradığımız bir dönemde ‘kirlenmek güzeldir’ gibi bir fikir çıktı karşımıza. Ben şanslı bir pazarlamacı olarak Türkiye’de bu sloganı yapan ürün müdürü olarak çalıştım. Gerçekten keyifli bir dönemdi. O süreç yaklaşık 7-8 yıl sürdü. Tabi böyle keyifli bir iş yapınca ayrılmak da istemiyorsunuz. Uzun bir süre Omo’da çalıştım hem Assistant Brand Manager olarak hem de Brand Manager olarak. Önce Türkiye odaklıydı, sonra sorumluluk biraz daha regional oldu. Bir süre sonra gitme vakti geldi Omo’dan ama çok uzağa gitmedim, ev temizlik kategorisinin Afrika, Orta Doğu ve Türkiye’den sorumlu direktörü oldum. O dönemde Domestos, Cif ve Yumoş markalarının bütün bölgeden sorumlu pazarlama direktörü olarak çalıştım. Enteresan bir dönemdi çünkü ilk gerçek anlamda yurtdışına açılma dönemiydi, birçok ülkeden ve birçok pazardan sorumluydum. Daha sonra bu şekilde devam etti ve şuanki Laundry Regional Category Vice President dediğimiz sorumluluğuma ulaştım.
Laundry Regional Category Vice President
Unilever’e 1999 yılında girdim. Ben aslında mühendislik geçmişli bir insanım, 3 sene Tübitak’ta çalıştım. Daha sonra kariyerimde değişiklik yapmak istediğim bir dönemde şirket araştırmalarına girdim ve Unilever’in benim için cazip bir şirket olduğuna karar verdim, değişik kariyer olanakları sunuyordu. İlk önce Ar-Ge departmanında başladım ama aslında gönlümde hep yatan Pazarlamada çalışmaktı. Pazarlama fırsatlarını kovalamaya başladım, bir şekilde bir fırsat oldu ve 16 senedir buradayım.
Laundry Regional Category Vice President
Aslında ilk başta çok da bilinçli olarak şirket seçmiyorsunuz. Ben de her üniversite öğrencisinin yaptığı gibi kariyer günlerine gittim, sonra bir takım firmalar belirledim. O firmaları belirlerken de biraz çalışanlarına, o insanlardan aldığım enerjiye baktım, ben gerçekten bu kültürün içerisine uyabilir miyim diye düşündüm. Bir de pazarlama yapacaksam da işin göbeğinde hangi markalar var, ben o markalarla bağ kurabiliyor muyum, ben o markanın başında olsam ne yaparım diye düşünerek başladım. Bu iş odaklı bakış açısı zaman içerisinde şirketin kültürü ve şirketin bakış açısına dönüştü, bu da 16 senedir Unilever’de olmamın nedeni. Hatta Unilever keşke bir hükümet olsaydı da bir toplum yönetseydi diyebileceğim bir şirket. Çünkü topluma duyarlı, çevreye duyarlı, yüksek etik değerleri olan bir şirket. Burada bir iş yaptığınız zaman bilirsiniz ki hiçbir zaman bilerek topluma ya da çevreye zarar verebilecek bir harekette bulunulmaz. Her zaman toplumun, bireyin, çevrenin faydası gözetilir. Bu yüksek etik değerlerin bir şirketin parçası olduğunu bilmek kişisel olarak beni çok motive ediyor. Bunun yanında bir pazarlamacı olarak fırsatlar çok fazla. Bir sürü birbirinden güzel markamız var ve hepsinde yapılabilecek o kadar güzel fırsatlar çıkıyor ki karşınıza. Mesela ben hep Türkiye’de oturdum ama ona rağmen bir sürü pazardan sorumlu olmak fırsatı geçti elime. Her şirkette elinize geçebilecek bir fırsat değil bu. Global ekiplerle çalıştım, değişik markalarla çalıştım. Bu anlamda sıkıcılıktan ve tekdüzelikten uzak ve sizi her zaman motive ediyor. Bir kadın olarak da her zaman kadına değer verilen, insana değer veren, bütün farklılıkların yok olduğu bir şirket burası. Gerçek anlamda herkesin eşit değerlendirildiği, eşit fırsatlar verildiği bir şirket. Bu sebepler sayesinde 16 sene kolay geçti, bir 16 sene daha geçebilir diye düşünüyorum.