Unilever
15 Unilever çalışanı 122 soru cevapladı.

Şirket Anlatımları > Pazarlama

Global Account Director, Unilever Food Solutions
Unilever’de maceram 1999 yılında başladı, Boğaziçi Üniversitesi İşletme mezunuyum. Cumartesi akşamı balomuz olmuştu, pazartesi günü işe başladım ve yalvarmıştım bir hafta tatil yapayım diye, ama bir yandan da çok büyük bir gururdu. Çünkü o zaman da, hala, Türkiye’nin nin en çok tercih edilen şirketiydi. Finans bölümünde başladım, 4.5 sene finansta çalıştım. Arkasından tedarik zincirine geçtim, tedarik zincirinde Gıda Planlama Müdürü olarak çalıştım. Aynı zamanda Unilever’in ilk talep planlama departmanını kurdum. Bir işletmeci olarak o dönemler harıl harıl endüstri mühendisliği kitapları çalıştığımı hatırlıyorum. Ayrıca işime ek olarak Sales & Operations Planning dediğimiz satış ve planlama projesinin başkanlığını yaptım. Bu proje bana satışın dünyasını açtı. O zamanlar her zaman olduğu gibi Unilever bir değişimin eşiğindeydi ve şimdiki yapımızın alt yapıları kuruluyordu. “Go to market” yani pazara ulaşma dediğimiz yapıyı kuruyorduk. Pazarlama ikiye bölündü: “brand development” yani marka geliştirme ve “brand building” markayı büyütme ekipleri olarak. Satış da ciddi anlamda yeniden organize oldu ve ben satışa geçtim. Dolayısıyla bütün bu hikayede 15 senelik bir Unilever var, son 7-8 senesini satışta geçirdim. Satışta daha önce hiç satış yapmamış biri olarak bir çok arkadaşımın ‘dizlerin titremiyor mu Neslihan?’ sorularına rağmen Carrefour & Tesco’dan sorumlu yönetici olarak başladım. Sonra hayatımın en güzel lansmanı olan oğlumu doğurdum, Ömer, şimdi 5 yaşında. 60 küsür yıldır Unilever Türkiye’de bir kadın satış direktörü yoktu o zamana kadar. Doğum sonrası bir terfi alarak Unilever’in ilk kadın satış direktörü olarak başladım. 4 sene modern ticaret tarafında çalıştım. Modern ticaretin yanı sıra bizim satışta operasyonlar dediğimiz ve işin mutfağından sorumlu bir ekip daha var, ondan da sorumluydum. Şuan ise çok yeni olarak Eylül ayı itibariyle şimdiki işime geçtim. Global Account Director, Unilever Food Solutions olarak geçiyor.
Global Account Director, Unilever Food Solutions
Unilever’de customer development kariyeri çok fırsatlarla dolu bir kariyer anlamına gelir çünkü işin hem sahada olan kısmı var, yani müşterilerimizle birlikte geliştirdiğimiz, hem de arkada bütün o planları, müşterilerimizle birlikte markalarımızı nasıl örtüştüreceğimizin vizyonunu çizdiğimiz mutfak ekipleri var. Dolayısıyla kabaca anlatmak gerekirse sahanın yanısıra arka tarafta pazarlama için çok ciddi bir ekip çalışıyor. Bu ekiplerin bir kısmına customer marketing diyoruz yani pazarlama ile müşteri geliştirme arasındaki bölümler olarak düşünebilirsiniz. Bu da şöyle bir güzellik sağlıyor tabi, pazara ulaşma stratejisinde bir satışçı sadece eski usül müşteriye gittim, çayını içerim tadında bir yetkinliğin çok ötesinde. Hatta ben artık buna bilim dalı demekten geri kalmıyorum. Ciddi bir analizle, ciddi bir teknolojiyi kullanarak, arka planda markaların planlarından gelen, müşteriye kadar inmiş çok detaylı sunumlarla donanımlı bir şekilde hayatını sürdürüyor. Hayat ekonomik anlamda da çok karmaşıklaştı, ulaştığınız pazarlar anlamında ve onların yolları anlamında da çok karmaşıklaştı. Artık eskisi gibi bir tüketici sadece gidip Unilever’in Omo’sunu bir marketin rafından almıyor. Nerelerden alıyor, çok değişik yerlerden alıyor ve biz buna omni-channel diyoruz. İnternetten alabiliyor, arkadaşından duyuyor, o ona tavsiye ediyor. Omni-channel diyince eskiden bir alışverişçinin düz çizgi halindeki yaşam çizelgesi şimdi bir balığınkine benzetiliyor, böyle karmakarışık oradan onu alıyor buradan bunu alıyor, o bilgiyle bunu birleştiriyor. E-commerce bambaşka bir yerlere gidiyor, her ne kadar içinde bulunduğumuz sektörde ülkemizde biraz daha yavaş olsa da. O yüzden de çok heyecanlı açıkçası, çok yenilikçi, hem trendleri takip edeceksiniz hem gerçekten hardcore dediğimiz yani işin ana satış becerilerine çok iyi hakim olacaksınız, müşterinizin ne istediğini çok iyi dinleyeceksiniz. Dinlemek de bu işin çok önemli bir parçası anlayacaksınız ve tabii ki iyi partnerlik ortaya koyacaksınız. Yine eski usül yani sadece satışçının satın almacıyı gördüğü ve sadece öyle bir ilişkiden, şimdi artık bir elmas modeli şeklinde çalıştığımız günlere geldik. Unilever’in finansçısıyla müşterilerimizin finansçısı görüşüyor, gerekiyorsa insan kaynakları ekipleri insan kaynakları ekipleriyle görüşüyor ama satışçı her zaman işin kalbinde ve orkestra şefi. Satışın yani customer developmentın haberi olmadan kuş uçmaz.
Customer Development Vice President
Unilever insanlarına ve yöneticilerine, çalışanlarına farklı coğrafyalar ve farklı alanlarda çalışma fırsatını sunuyor. Farklı coğrafyalar anlamında ben örneğin Avrupa’da merkezi operasyonlarda görev yaptım. Dolayısıyla bütün Avrupa ülkelerinin tedarik zincirlerini veya lojistik ve planlama taraflarını yönettiğim bir pozisyon söz konusu oldu. Avrupa’nın tamamını tanımak gibi bir şans söz konusuydu. İnsan Kaynakları yaptığım dönemde benzer şekilde Türkiye’nin yanı sıra İran ve Orta Asya’yı yönetmek durumundaydım. Şuanki görevime baktığınız zaman da Türkiye’nin yanı sıra dünya satış boardında temsilciğini yaptım ve stratejik anlamındaki yönetiminden sorumlu olduğum NAMETRUB dediğimiz bir bölge var ki, aslında NAMETRUB baktığınız zaman Rusya, Belarus, Orta Asya, İran, İsrail, Arap Yarımadası ve Kuzey Afrika’yı kaplayan büyük bir coğrafya. Dolayısıyla bu Unilever’de çalışan insanlar için büyük bir şans diye düşünüyorum. Çünkü netice itibariyle baktığınız zaman farklı farklı fonksiyon ve kategorilerin yanı sıra çok büyük coğrafyaların içerisinde bulunabilme şansları elde ediyorsunuz. Bir dönem Afrika’yı kapsayan boardın ve yönetim ekibinin içerisinde oldum. Bir dönem Türkiye’nin içerisinde olduğu Asya’dan bu tarafa Afrika’yı kapsayan bölgenin yönetim grubunun içerisinde oldum. Dolayısıyla şunu söylemek mümkün diye düşünüyorum: Kuzey Amerika hariç Dünya’nın her tarafına bir şekilde yönetim anlamında bulaşma şansını elde ettim, bu da Unilever’in sağladığı en büyük şanslardan birisi.
Customer Development Vice President
Unilever’de beni motive eden 2 tane ana başlıktan bahsedebilirim. Birisi kişisel, ikincisi de yine kişisel ama kariyer tarafında. Kariyer tarafında aslında deminden beri anlattığım şeyler var: birçok farklı kategori, bir çok farklı fonksiyon, birçok farklı coğrafya var. Benim Unilever’de edindiğim tecrübeyi edinebilmem için sanırım 13-14 farklı şirkette çalışmam gerekiyordu, spesifik tek bir kategoriyi tek bir işi yapan şirketlerde olsaydım eğer. Bu fevkalade motive edici bir şey, tek bir şirketin içinde bunları yapabilme şansınız var. İkincisi sunduğu öğrenme imkanları, kişisel gelişim bu tip işlerde çok önemli. Özellikle bundan sonra yaşın uzadığı bir dünyada aslında insanların ikinci üçüncü kariyerlere doğru gitmesi konuşulan bir ortamda öğrenmek önemli, size bu öğrenme fırsatlarını sunan bir şirketiniz olması lazım, sizi geliştiren bir şirketinizin olması lazım. Unilever için de çalışanların gelişimi fevkalade önemli. Sizin burada kendinizi geliştirebilmeniz için hatalar yapmanızı kabul edebilen fonksiyonlar da sunabiliyor ayrıca teorik geliştirme anlamında sizin üzerinizde oldukça yüklü bir yatırım yapıyor. Dünya’daki birçok yeni uygulamayı burada ilk siz görüyorsunuz veya Dünya’ya birçok yeni uygulamayı sizin çıkartmanıza da fırsat sağlıyor. Bu ayrıma dikkat etmekte fayda var, Dünya’daki birçok şeyi alıp öğreniyor olabilirsiniz ama bir şirket size Dünya’ya da en iyi örnekleri çıkartabilme konusunda fırsat veriyorsa aslında sizin hata yaparak da olsa bir şeyler ortaya çıkarmanızı destekliyor demektir. Bu da kişinin en büyük gelişim araçlarından biridir. Netice itibariyle baktığımız zaman ben hala her gün yeni bir şeyler öğrenmeye devam ettiğim bir şirketteyim 28 sene sonra bile, bu bir şirketin bir şeyleri şekilendirdiğini gösteriyor ben de o şekillendirmenin içerisinde yer almaktan çok heyecan duyuyorum. O yüzden Unilever için hep şunu söylüyorum: mezun vermeyen bir okul, mezun vermek istemeyen bir okul. Unilever öğrenmeyi seven ve sürekli olarak bir şeylerin peşinde koşan insanlara göre diye düşünüyorum. Kişisel olarak da şöyle bir motive edici tarafı var: insanlara ne sunuyoruz diye baktığım zaman onlara iyi beslenmeleri için iyi ürünler sunuyoruz, insanlara kendilerini iyi hissetmeleri için kişisel bakım ürünleri sunuyoruz, insanlara hijyenik bir ortamda yaşayabilmeleri için hizmetler sunuyoruz. Böyle baktığımız zaman ben iyi bir şeyler satıyorum diye düşünüyorum, olumlu bir iş yapıyorum. Bunun yanında bu işleri yaparken söylediğim her şeyin tamamen arkasında olan bir şirkette çalışıyorum. Bu ürün bunu yapar dediğim zaman ben biliyorum ki o iddiayı oraya yazabilmek için bu şirket birçok üniversiteyle çalışmıştır, araştırmalar yapmıştır ondan sonra onu oraya koymuştur. Çıkıp tüketicime bu ürün budur dediğim zaman biliyorum ki arkasında doğru bir yapı var, çok ciddi bir emek var. Sözümün arkasında durduğum, doğru şeyleri yaptığım bir işten bahsediyorum, bu da benim için önemli. Bir diğer nokta da 150 ülke 2 milyarın üzerinde insan dediğiniz zaman o kadar çok insana dokunuyoruz ki… Türkiye bazında oturup hesapladığınız zaman şuanda 7500’ün üzerinde sadece Müşteri Geliştirme tarafıyla ilintili çalışan ekibim var. Bunların aileleri, Unilever’in üretim tesisleri, Unilever’in üretim tesislerine hizmet sağlayan gruplar diye baktığınız zaman milyonlarca insan aslında bir şekilde evlerine ekmek götürebilmeleri konusunda bir ağ oluşturuyor. Bir çok insanın hayatına bu anlamda dokunuyorum. O yüzden oturduğum koltukta da hep aynı şeyi düşünüyorum: bu ağın sorumluluğu var bende sadece kişisel kariyerimin sorumluluğu değil. Böyle baktığınız zaman yaptığınız işte bir anlam olduğunu hissediyorsunuz.
Home and Personal Care Vice President
Unilever’deki kariyer olanakları aslında oldukça çeşitli. Mesela benim kendi başıma gelenlerden yola çıkarsam tedarik zincirinde başladım, pazarlamaya geçtim, daha önce hiç çalışmadığım ve bilmediğim bir işte yurtdışına gittim profesyonel gıda pazarlaması için, bildiğim bir işe tek dönüşüm Algida’yla oldu, akabinde Singapur’a global boardla çalışmak için gittim, daha sonra da hiç çalışmadığım bir işi tekrardan ele almak üzere de ev ve kişisel bakıma döndüm. Klasik İnsan Kaynakları bakış açısıyla ele aldığınız zaman bir kariyerin içerisinde tutarlılık olmalı, devamlılık olmalı, bir tecrübenin diğerini beslemesi lazım gibi şeylerin hiçbiri bende tutmuyor. O açıdan baktığınızda da kariyer planlaması belki çok da muhafazakar bir biçimde ele alınmaması gereken bir şey. Bu iş zenginliğini en iyi sunan şirketlerden birisi Unilever. Unilever’de kariyerinize başladığınızda Finansta başlayabilirsiniz, bugün bizim Pazarlama departmanında Finanstan gelmiş arkadaşlar var. Şirket de aslında bu zenginliklerden ve farklılıklardan değer yaratmaya çalışıyor. Sadece stereotype şu insanlar şu birimde çalışsın gibi siyah beyaz bir yaklaşımdan uzak durmaya çalışıyoruz ki farklı tecrübelerin ortaya koyabilecekleri zenginlikten de yararlanabilelim. O açıdan baktığınızda hem Türkiye içerisinde hem Türkiye dışarısında Unilever hem bir okul hem de bence çok profesyonel bir kariyer zenginliği sunuyor.
Home and Personal Care Vice President
Yakın dönemde eğer medyada gördüyseniz Omo’yla biz çocukların gelişimine yönelik ciddi bir çaba içerisindeyiz. Aktif Yaşam Derneği’yle birlikte fütüristleri yanımıza alarak çocukların gelişimiyle ilgili ebeveynlere yardımcı olabilecek bir bilgi seti ve hatta bir bakış açısı geliştirmeye çalışıyoruz. Öte yandan geçen hafta ben bir günümü UNMUN’da geçirdim, onlarla da Türkiye’de kadın hayatına pozitif sosyal fayda ne sağlayabiliriz üzerine ciddi bir proje çalışmamız var. Çünkü baktığınızda ev bakımı olsun kişisel bakım olsun kadınların hayatının aslında çok içinde olan bir iş yapıyoruz. Dolayısıyla bu şekilde baktığınızda bir yandan çocukların geleceğiyle ilgili çalışmak, bir yandan kadınlar vasıtasıyla Türk toplumuna pozitif fayda nasıl sağlayabiliriz diye bir konu üzerinde ciddi mesai harcıyor olmak bana kendimi sadece şampuan ve deterjan satan bir işte çaılışıyormuş gibi hissettirmiyor. Sadece şampuan ve deterjan satmanın çok ötesine geçiyor. Bunla beraber kendimizi bir miktar topluma fayda getirmeye uğraşan aktivist pazarlamacılar olarak görüyoruz. Heyecan verici kısmı, beni de 17 senedir Unilever’de ofise gelirken heyecanlı kılan şeyler aslında bu tip şeyler. Yoksa konu sadece bu ay ne kadar satış yaptık, Pazar payı kaç çıktı gibi ay sonunda çetele hesabı yapan bir ortam ve bunun beraberinde getirdiği bir iş yaşantısı olsaydı ne ben ne de benim gibi işini yaşayarak yapan insanlar bugün burada olmazdı.
Home and Personal Care Vice President
Hem her yıl tüketici tercihini kazandığınızdan emin olmak adına tutarlı bir büyüme performansı ortaya koyacaksınız, hem pazarın ve rakiplerin ötesinde bir büyüme olacak ki hem de karlılığınızı yönetebileceksiniz ki geleceği fonlayabilesiniz. Ama sanıyorum en önemlisi hem gelecek kuşaklardan hem de dünyanın geleceğinden borç almayan bir büyüme modeli içerisinde bütün bunları yapacaksınız. Çünkü bence artık dünyanın gelecekten daha fazla borç alabilecek bir hali kalmadı. O açıdan da baktığınızda bütün bu dört boyutlu birlik sadece ticari bir çerçeve değil aynı zamanda sosyal sorumluluktur. Çevreye, içinde yaşadığı toplumlara duyarlı ve pozitif katkı sağlamaya çalışan aktivist bir işletme modeli, beni de hala heyecanlı bir şekilde hala bu modelin içerisinde tutan şeylerden bir tanesi bu.
Home and Personal Care Vice President
Dört tane büyüme denklemimiz var, “4 dimesions of growth”. Bunun içinde tutarlı büyüme var, yani her sene büyümek. Bizim gibi halka açık ve uluslararası şirketlerin ilk olarak başarmak istedikleri şey her sene şartlar ne olursa olsun tutarlı bir büyüme performansı ortaya koymak. Bu sene şartlar kötüydü büyüyemedik gelecek sene inşallah büyürüz gibi bir bakış açısı yok. İkinci büyüme kısmı karlı büyüme, bunu yaparken de ortaya bir karlılık koymak lazım ki o karlılıkla beraber markaları daha iyi destekleyebilecek bir finansman kaynağı ortaya çıksın. Üçüncüsü rekabetçi büyüme, yani pazarın ve rakiplerin ötesinde büyümek. Pazar payı kazanmak ki tüketici tercihinin bizim markalarımızdan yana olduğunu sağlayacak işler üzerinde çalışmak tabiki ön plana çıkıyor. Biz de bunu her sene işimizin çoğunluğunda, mümkünse %60’ından fazlasında pazar payı kazanarak yapmaya çalışıyoruz. Son olarak günümüzle ilgili belki en önemlilerinden bir tanesi, sorumlu büyüme. Unilever’in son zamanlarda ortaya koyduğu sürdürülebilir yaşam planı çerçevesi, yani gelecekten daha fazla borç almadan doğal kaynakları ve aynı zamanda dünyamızın bize sunabildiği birtakım fırsatları sorumlu bir şekilde değerlendiren bir büyüme modeli. Bunun 3 tane büyük alt hedefi var: tarımsal girdilerin tamamının sürdürülebilir kaynaklardan elde edilebilir çerçevede gerçekleştirilebiliyor olması, insanların hayat kalitesine katkıda bulunuyor olması ve bizim ürünlerimizin de çevre faktörünü günden güne azaltacak işlerde çalışıyor olmak. Mesela bir örnek vermek gerekirse Türkiye için su çok büyük bir problem. Geçen yıl biz Omo’yu ve bakanlığı da yanımıza alarak bir çalışma yaptık ve Türkiye’nin su haritasını çıkardık. Bununla beraber su havzalarının gelecek projelendirilmesinin nasıl olması gerektiğine yönelik bakanlığa bir veri sunduk ve bu duruma bir katkıda bulunmaya çalışıyoruz. Öte yandan toz deterjanlardan likit deterjanlara dönmeyi Türkiye’de oluşturmaya çalışıyoruz. Çünkü çok daha su tüketimi açısından tutarlı ve tasarruflu bir tüketim sunuyor. Bunu da yaptığınızda aslında şunu görüyorsunuz ki artık iş modeli olarak sadece belli projelerde değil ama bu ajandaya pozitif katkı vermeyen bir fikri ne kadar cazip olsa bile projelendirmiyoruz. Dolayısıyla çevreye ve içinde yaşadığımız dünyaya aynı zamanda pozitif katkı sağlayan bir iş modeli sağlamaya çalışıyoruz ki sorumlu büyümeden kast ettiğim şey de bu.
Laundry Regional Category Vice President
Sorumlu olduğu markaların ve sorumlu olduğu ülkelerin stratejilerini oluşturmakla başlar işine. Şuanda benim sorumluluğumda deterjan kategorisi var, yaklaşık 6 tane marka ve 30’dan fazla da ülkeden sorumluyum. Bütün bu ülkelerle markaların strateji kombinasyonuyla iş başlıyor. Hangi ülkede hangi marka olacak, hangi ülkelerde hangi inovasyonlar olacak, bunların zamanlamaları neler, yeni fırsatlar neler gibi sorularla işin strateji tarafı var. Onu tamamladıktan sonra da global ekiplerle beraber işin inovasyon tarafına dönüyor, kararlaştırdığımız inovasyonları ülkelerde land etmeye başlıyoruz.
Laundry Regional Category Vice President
Pazarlamaya ilk geçtiğim zamanki görevim inovasyondan sorumlu planlama müdürüydü. Deterjan depertmanında olan bütün inovasyonların project managementları, planlamaları, zamanlamalarıyla ilgileniyordum. Benim için mühendislikten pazarlamaya geçmek çok güzel bir geçiş dönemi oldu. Daha sonra Omo’da Assistant Brand Manager olarak başladım. Tam kriz zamanındaydı, Omo’nun da hem rekabet anlamında hem de piyasa koşulları anlamında zorlandığı bir dönemdeydi. Bir anlamda da benim için şans oldu açıkçası çünkü tam bir çıkış yolu aradığımız bir dönemde ‘kirlenmek güzeldir’ gibi bir fikir çıktı karşımıza. Ben şanslı bir pazarlamacı olarak Türkiye’de bu sloganı yapan ürün müdürü olarak çalıştım. Gerçekten keyifli bir dönemdi. O süreç yaklaşık 7-8 yıl sürdü. Tabi böyle keyifli bir iş yapınca ayrılmak da istemiyorsunuz. Uzun bir süre Omo’da çalıştım hem Assistant Brand Manager olarak hem de Brand Manager olarak. Önce Türkiye odaklıydı, sonra sorumluluk biraz daha regional oldu. Bir süre sonra gitme vakti geldi Omo’dan ama çok uzağa gitmedim, ev temizlik kategorisinin Afrika, Orta Doğu ve Türkiye’den sorumlu direktörü oldum. O dönemde Domestos, Cif ve Yumoş markalarının bütün bölgeden sorumlu pazarlama direktörü olarak çalıştım. Enteresan bir dönemdi çünkü ilk gerçek anlamda yurtdışına açılma dönemiydi, birçok ülkeden ve birçok pazardan sorumluydum. Daha sonra bu şekilde devam etti ve şuanki Laundry Regional Category Vice President dediğimiz sorumluluğuma ulaştım.